Dünya Haritasında Amerika Neden Sağda Değil de Solda?

Günümüzde haritalara erişim oldukça kolay olsa da geçmişte nerede olduğunuzu ya da nereye gideceğinizi bilebilmeniz için yıldızları takip etmek gibi farklı yollara başvurmanız gerekiyordu. Daha sonradan yapılan keşif ve icatlar her ne kadar bizleri bu gibi dertlerden kurtarmış olsa da yer ve zaman konusu hep tartışmaya açık kaldı.

Geçmişte saat sistemi de yerden yere değişiklik gösteriyordu. Evet, biliyoruz; günümüzde de saat her yerde aynı değil fakat bahsettiğimiz dönemlerde herkes adeta kendi zamanını kullanıyordu. Ek olarak harita konularında da her ağızdan farklı sesler çıkıyordu. Peki nasıl oldu da biz günümüzdeki saat dilimlerine ve harita şekline ulaştık?

“Ülkeden çıkalım, kıyıyı takip ederek haritasını çıkaralım. En kötü ne olabilir ki?”

Coğrafi keşifler yaklaşık olarak 15’inci yüzyıl civarında başladı. Bu sebeple de bir gezgin olarak böylesi tehlikeli bir yolculuğa bu dönemde atılmak pek de akıl işi olmazdı. Zaten boyutlandırma gibi sebeplerle bu pek de tutarlı olmazdı. Ayrıca çok ama çok uzun sürecek olan bu yolculukta durmak isteseydiniz karışıklık yaşanması oldukça muhtemeldi.

Yani öyle çıkıp dolaşa dolaşa harita çıkarmak herkesin yapabileceği bir şey değil. Peki bu insanlar harita kullanmadı mı?

  • Yüksek çözünürlüklü hâli

Kullandılar elbette. Hem de zamanının oldukça ötesinde olan üstte gördüğünüz haritayı kullandılar. Venedikli bir rahip olan Fra Mauro, bu haritasını manastırından bile çıkmadan yaptı. Bu süreçte denizci ve haritacı olan Andrea Bianco’dan yardım alan rahibin haritası 1459’da tamamlandı. Kabul etmesi kimileri için zor ama görebileceğimiz üzere Dünya o zaman da yuvarlakmış.

Ayrıca yukarıda gördüğünüz haritanın aslında ters çevrilmiş olduğunu belirtelim. Zamanın hesaplama yöntemleri gereği Mauro’nun haritasında aslında güney yönü tepede bulunuyor. Altta alıştığımız şekilde olanını görebilirsiniz. Tek yapmak gereken tersine çevirmek.

Peki Amerika keşfedilince haritalarda ne değişti?

Üstte gördüğünüz haritada (linkten daha yüksek çözünürlüklü olana bakmanızı tavsiye ediyoruz) Alman kartograf Martin Waldseemüller tarafından hazırlandı. 1507 yılında ortaya çıkan ve Waldseemüller ismiyle anılan harita, Amerika ismini geçiren ilk harita olmasıyla biliniyor.

Amerika’nın sola yerleştirilmesinin iki nedeni olabilir:

İlki tarih boyunca kendini göstermiş olan Batı’ya gitme, oranın zenginliklerini keşfetme isteği olabilir. Batı’ya yol alırken burası keşfedildiği için de haritada sola konulmuş olabilir. Fakat biz de biliyoruz ki bu, deniz ticareti için oldukça kritik olan harita konusunu etkilemek için yeterli olmaz. Sırf eklemek için ekleyecek olsaydık Amerika, Rusya’nın yanında da yer alabilirdi.

Bu sebeple Avrupa merkezli düşünce sisteminin bunda bir rolü olduğunu düşünüyoruz. Özellikle de o dönemde oldukça güçlü bir donanmaya ve geniş hacimli bir deniz ticaretini yürüten İngiltere üzerinden uzaklıklar hesaplanırken haritanın yerinden oynaması sorun olabilirdi. Elbette bu, üzerine fazlaca araştırma gerektiren bir konu. Saydığımız iki madde de kendi fikrimiz olduğu için daha detaylı kaynaklara bakmanızı öneriyoruz.

Örnek olarak Dünya’yı alıştığımız şekilden farklı gören Çin’in haritasına bakalım:

Bu haritada görebileceğiniz üzere Çin, kendini merkeze yakın bir konuma yerleştirmiş. Buna ek olarak Amerika’yı, Afrika’yı ve Asya’nın geri kalanı da kenarlarda yer alıyor. Öğrendiğimiz tarihte Batı, gelişmeleri takip eden ve çoğu zaman insanlığa yön veren kesim olmuştur. Ama Çin için durum böyle değil.

İyi de niye?

Batı’nın yaptığını Çin de yapıyor. Günümüzde her ne kadar Batı’yı örnek alma yaygın olsa da Çin’in geçmişteki kağıt, matbaa, barut gibi icatlarını unutmamak gerek. Bu gibi çok sayıda icatları ve keşifleriyle de kendilerini önde görüyorlar diyebiliriz.

Yani Avrupa merkezli düşünce sistemi her nasıl Avrupa’yı merkeze koyuyorsa Çin de kendi haritasında aynı sebeple kendisini öne çıkarıyor.

Haritaların nasıl geliştiğine kabaca değindik. Peki zamanı ve konumu anlamaya yarayan paralel ve meridyenleri neye göre yerleştirdik?

Günümüzde kullandığımız saat sistemi olan GMT, 1800’lerde ortaya çıktı. Greenwich Mean Time açılımıyla bildiğimiz bu kısaltma, saatlerin İngiltere’deki Greenwich üzerinden geçen meridyen sayesinde hayatımıza girdi. Ama meridyenler hayali çizgilerdir ve kafanıza göre “şurada olacak” diyebilirsiniz. 

O zaman neden herkes tek bir meridyende anlaştı?

Bunun gerçekleşmesinden önce her yer için ayrı saatler kullanılıyordu. Özellikle de tren istasyonları, gidilecek yerlerdeki saat farkını göstermek için farklı konumlarda saatlerin kaç olduğunu gösteren karışık tablolar hazırlıyorlardı. Bu da en basit gündelik işlerden uluslararası alanda kritik olan ticarete kadar birçok şeyi etkileyince ortak bir saat belirlemek zorunlu hâle geldi.

1884 yılında 25 ülkeden toplamda 41 temsilci, Washington DC’de buluştu:

Burada başlangıç meridyeninin nerede olacağı tartışıldı ve konferansın sonunda Greenwich, 22’ye 1 oyla 0 meridyeninin geçtiği yer olarak seçildi. Burada karşı oy veren San Domingo olurken Fransa ve Brezilya oy vermemeyi tercih etti.

Bunun sebebi olarak da çoğunluk için daha faydalı olacağı söylendi. Zaten o zamanlarda denizcilik alanında kullanılan haritaların çoğunluğunda Greenwich başlangıç meridyeni olarak görüldüğü için yabancılık da çekilmeyecekti. Konu hakkındaki düşüncelerinizi yorum kısmında paylaşabilirsiniz.
Kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.